Radyoda FM, AM Ne Demek? Bir Akşamın Hikayesi
Kayseri’deki o soğuk kış akşamında, odamda yalnızdım. Dışarıda kar yağıyor, sessizliği sadece rüzgarın sesi bozuyordu. Bir süredir odama kapanıp, eski bir radyo eşliğinde günümü geçiriyordum. O radyo, annemden kalan eski bir cihazdı. Hala annemle birlikte dinlediğimiz o programları hatırlatıyordu bana. Onun yeri her zaman farklıydı, çünkü o radyoda sadece ses değil, hatıralar da vardı.
O akşam, radyo çalmıyordu. Eski cihazın düğmesine son bir kez basarak açmaya çalıştım. İlk başta, ses yoktu. Birkaç kez daha çevirdim, belki biraz şansım döner diye. Sonunda, cızırtılı bir sesle biraz parazit ve sonra hafif bir melodi yankılandı odada. Ama ne yazık ki, istediğim gibi bir yayın değildi bu. Sadece bir radyo sesi, belki bir şeyleri hatırlatacak bir şarkı, belki de bir sinyal.
AM, FM Çıkıyor Bir An, Sonra Kayboluyor
Birden, cihazın ekranında AM yazısı belirdi. Kafamı kaldırdım, eski zamanlarda annemle dinlediğimiz radyo frekanslarını düşündüm. AM nedir diye düşündüm. Ne zaman annemle oturup saatlerce radyonun başında şarkı dinlesek, hep FM bandı vardı. FM, en sevdiğimiz istasyonların olduğu yerdi. Annem, “FM çok temiz,” derdi. O an, AM frekanslarının sanki eski bir dünyaya ait olduğunu düşündüm. AM, sanki geçmişin bir parçası gibi… Sesin bozuk, cızırtılı ve bulanık olduğu bu frekans, zamanla kayboluyordu.
Biraz daha radyo ile oynadım ve FM frekansını buldum. Bir anda şarkılar, netleşmeye başladı. O an, FM’yi bulmanın verdiği o sıcaklık tüm içimi sarstı. Her şey netleşmişti, tıpkı duygularım gibi. FM, o temiz ve pürüzsüz sesin özüdür. O kadar rahatlatıcıydı ki, sanki geçmişin güzel anılarını da yanımda getiriyordu. Ancak AM’nin bozuk sesinde biraz kararsızlık, biraz hüzün vardı. İçimde bir şey eksikti, sanki FM’nin huzurlu tınısı ona hiç ulaşamayacak gibiydi.
Sesin Ardında Kaybolan Zamanlar
Radyoda AM ve FM’nin ne demek olduğunu öğrenmek, aslında bana biraz zamanın ne kadar hızlı geçtiğini de hatırlattı. Annemle geçirdiğimiz zamanlarda, her şey biraz daha basitti, biraz daha doğruydu. O zamanlar radyolar, her şeyi net ve saf bir şekilde iletirdi. Ama şimdi, teknoloji ilerledikçe ve her şey dijitalleşip modernleştikçe, o eski günler kayboldu. Şu an sahip olduğum radyo, belki de geçmişin yansımasıydı. AM frekansı, geçmişin sesi gibi kaybolup gitti, FM ise geleceğe doğru bir adım atıyordu.
O akşam, FM ile bir şarkı çalmaya başladı. Tam şarkıyı dinlerken, bir an annemin sesini hissettim. “FM, çok nettir,” demişti annem. Şimdi ise o şarkıyı sadece ben dinliyordum. Bir an içim sıkıştı, kaybolan zamanlarımı düşündüm. Annemle dinlediğimiz şarkıların sesi kaybolmuştu ama FM’nin getirdiği yeni bir hayat vardı. İşte tam bu noktada, bu ses bana o kadar yakınken, bir yandan da o kadar uzak geldi. Gerçekten her şey değişiyor muydu?
Geçmişle Gelecek Arasında
Radyo sesi artık benim için bir şeyler ifade ediyor, ama aynı zamanda eski zamanlardan da bir kopuşun habercisi gibi hissediyorum. AM frekansları, tıpkı geçmişin bulanık anıları gibi, netleşmeden kayboluyor. FM, bir bakıma, bana geleceği, umutları ve yeni bir dünyayı anlatıyor. O eski radyo, sadece bir cihaz değil, benim için bir zaman makinesi gibiydi. Hem eski zamanların hem de geleceğin simgesiydi. Radyoda FM ve AM demek, aslında geçmişle geleceğin kavgasını izlemek gibiydi. Bir yanda eski zamanlar, cızırtılı ve uzak; diğer yanda ise bir umut ışığı, berrak bir ses gibi FM.
Şimdi, AM’yi bulamadım ama FM’yi seviyorum. Belki de hep seviyorum. Eski zamanların bozuk sesleri, geçmişin kaybolan hatıraları, sanki bu radyonun düğmesine basınca çözülüyordu. FM frekansı, geçmişi sevgiyle hatırlatarak geleceğe doğru yol alıyordu. Radyoyu kapatıp bir süre sessiz kaldım. O an, radyo bir şekilde hayatımın bir parçasıydı; geçmişin ve geleceğin arasında bir köprü gibiydi.
Son Söz: Sadece Bir Frekans Mı?
Radyo hala çalıyordu. AM ve FM arasında geçiş yaparken bir şey fark ettim: Belki de her frekans, hayatın farklı bir yönünü temsil ediyor. AM, geçmişin bozuk, hüzünlü seslerini yansıtıyor, FM ise geleceğe dair umut, netlik ve yeni başlangıçların sembolü. Her iki frekansın da kendine ait bir anlamı var. Her ikisi de kendi zaman diliminde önemli. Bu yüzden, radyonun içinde kaybolduğum o anlarda bir şey öğrendim: Her şeyin net ve pürüzsüz olmasına gerek yok. Biraz bozukluk, biraz kararsızlık da hayatın bir parçasıdır. Hangi frekansta olursak olalım, dinlemeye değer bir şeyler her zaman vardır.